YÂRİ HATIRLATAN BİR ROMAN: DEM YÜZÜ

“İnsan bildiğini yazamaz. Kelimesizdir içi. Başlamak için gereken tek ölçüm var. Romanın noktası. Ana merkezi bulursam, o noktanın etrafında döne döne açılıyor anlam halkaları. O noktayı arıyordum. Aşkın bende neyi tutuşturacağını seyretmek istiyordum. Kalbin süveydası gibi, kara nurunu romanın. İçinde kıvılcımlar çakan kelimelerim uçtan uca tutuşmaya başlamıştı bile. Serbest atışla, serbest ateşle yazılacaktı ne varsa.”

Ayşe Nida Karakoç Dem Yüzü’nü yazdı. Leyla İpekçi’nin demini almış romanını.

Ayşe Nida Karakoç
ABAD Blog için yazdı.
04.12.2021

                                                      “Özlem, uzaklığın ayıramadığıdır.
                                                                               Özlem, uzaklıkta ayrılmamışlıktır.
                                                                               Özlem, ayrılmamış uzaklıktır.
                                                                                Özlem ayrılamayan uzaktalıktır.”

İnsanın sevdikleri hep yanında da olsa, ihtiyacı olan her şeye sahip de olsa ince bir sızısı vardır sinesinin sola temayül eden bir yerinde. O sızı ne yaparsanız yapın asla dinmez, belki kitap okuyarak, boğazı turlayarak bir nebze yatıştırır, üstünü örtersiniz. Daha ötesi mümkün değildir pek, e olmasın da zaten. O “özlem” diye anılan ince sızı ayakta tutuyor insanı. Yedi yirmi dört zinde tutuyor. Mutfakta salata yaparken elinize bıçak değse, derince bir kesik açılsa parmaklarınızın üzerinde, kılcal damarın kanaması kadar yakmaz canınızı. Özlem de işte öyle ince ince sızlayan, burun kanaması gibi, kağıt kesiği gibi, tatlı tatlı acıyan bir mefhum ciğerimizde. Ve işin en dikkat çeken yanı, hep bir insandan başlıyor tecelli etmeye. En çok bir insanı özlüyor insan. Bazen öyle bir hal alıyor ki özlem, sevilenin yanındayken azalmıyor, sevilenden uzaklaşınca da artmıyor. Hep sabit. Olduğu yerde duruyor hep, milim oynamıyor yerinden. İçinden içinden oyup kişinin benliğini, yerine başka bir şey dolduruyor: Aşk.

Bazen öyle vakitleriniz olur ki tutulur kalırsınız olduğunuz yerde, göz pınarınıza kadar gelmiştir inciler, yanaklarınıza patikalar çizmek için bir vesile bekliyordur artık. İşte o vesile bu kitap olabilir belki. Dem Yüzü. Demin yüzü. Dem kelimesinde geriye doğru gidince kan yüzü. Senin yüzün, özlenilenin yüzü, yâr yüzü, yeryüzünde yâr yüzü, insanın yüzünde yâr yüzü. Bir’in yüzünde yâr yüzü belki de. Dem Yüzü işte öyle bir roman. Her yüzden yârı görmesi için okurunu dürtükleyen.

Dem Yüzü’nde hemen hemen her şey sembolik. Başkarakter Arzu, talepkâr insan, Emir belki sevdanın çıkış noktası, “Bir” mürşid, yüzünde yârin seyredildiği, “İki” mürid. Bir tek karakterler değil romanın sembolik kısmını teşkil eden. “Bir” ve “İki” karakterlerinin diyalogları, bu diyalogların muhtevası, “İki”nin(Arzu’nun) zaman zaman “Bir”e dönüşmesi…

Bir: Mısrî’nin nâmı yakında tüm dünyâyı tutacaktır. Yaz artık. Kendini yaz, gerçeğe yaklaşırsın. Ab-ı hayat’ı kaynağından içir. Irmağın içine düşen boğulacak, Mecnûn olacak.

İki: Irmak kenarına arabayla geliyor şimdi aşıklar. Böyle aşkın romanı yazılamaz. Sadece deneme sürüşü.

Bir: Sen öyle san. Dört çarpı dört ile gelseler farketmez. Aşığın moderni muhafazakârı yoktur. İki: Âşık defalarca ölse de aşk hiç kesintiye uğramaz değil mi?

Bir: Elbette. Allah’ı talep eden her “iki” ölmek zorundadır.

Ölünce de “Bir” oluyor zaten o “iki”ler. İlk önce bir Hızır geliyor insana, ya rüyasında ya dünyasında. Hasan Ünsî’nin kendini perçeminden tavana asıp uyandırdığı gibi ikilikteki talibi alıp tutuyor perçeminden, geceler boyu uykusuz bırakıyor, Niyazi Mısrî’yi anlatan bir roman yaz diyor Arzu’ya, o roman Arzu’nun dönüşümü oluyor, Arzu’nun demde seyrettiği yüz.

“İnsan bildiğini yazamaz. Kelimesizdir içi. Başlamak için gereken tek ölçüm var. Romanın noktası. Ana merkezi bulursam, o noktanın etrafında döne döne açılıyor anlam halkaları. O noktayı arıyordum. Aşkın bende neyi tutuşturacağını seyretmek istiyordum. Kalbin süveydası gibi, kara nurunu romanın. İçinde kıvılcımlar çakan kelimelerim uçtan uca tutuşmaya başlamıştı bile. Serbest atışla, serbest ateşle yazılacaktı ne varsa.”

Romanın yer yer içli, yer yer ilgi çekici yanları, belki de imtihanları Arzu’nun. Eşini kaybetmesi, evini basan pireler, arkasından atıp tutan hasımlar. Kararını bulana kadar yaşadıkları, bazen “ama” dedikleri, nihayetinde “Sensin Yarabbi” dedikleri. Mürşidler “Sensin Yarabbi” dedirtene kadar her yerinden yoklarlarmış talipleri, işte bu inceliği süze süze içiriyor okuruna yazar. İşi Hak’tan bilmeyi anlatan Niyazî Mısrî’nin söylediklerine, adeta kendi gönlünü tercüman ederek yazmış Leylâ İpekçi Dem Yüzü’nü. Romanın üslubuna teoride “bilinç akışı” diyebilirler ama, bilinçten mi, gönülden mi akmış bu yazılanlar, tartışılır. Her yerinden hasret ve aşk akan bir roman Dem Yüzü.

Benim hissettiğim en derin his özlem oldu romanı okurken, ama en silkelendiğim nokta da, romanın şu mesajı oldu: İçinde ne varsa dışına o yansır, dünyada görebileceğin ya da hissedebileceğin her ne var ise, işte o senin için, sensin. Vahdet gözüyle bakmasını öğrenince insan bir pireden bile Hazreti Pîr’e doğru yol alırmış meğer…

Okunmaya değer demenin kifâyet etmeyeceği bir roman Dem Yüzü, anımsatan, hissettiren, göz dolduran ve yürek burkan. Okuyacak olan herkese feyizli ve “dem”li okumalar diliyorum.

Diğer Yazıları

YERYÜZÜNDE YALINAYAK

İçten dışa, dıştan içe; seferlerimiz... Yeni yılın ilk yazısı Leyla İpekçi'nin kaleminden. Dünya, bütün hikayemiz burada, yol arkadaşlığımız. Çıkıp gidemeyeceğimiz içimiz dışımız. Kimine cife, zindan, cehennem. Kimine cennet. Kimine ateş [...]

BENLİK KİBRİ; ÖĞRENMENİN ÖNÜNDEKİ EN BÜYÜK ENGEL

Ben bilirim egosu. Bilmeyi kartvizite, unvana, diplomaya, sertifikaya sıkıştırmak.  Kendimizi bilmekten, varlığa faydalı olmaktan çok adımızdan söz ettirmek, unvan, itibar, makam için  öğrenmek. Leyla İpekçi öğrenmenin, bizi aslımızla sürekli irtibat [...]

ÖĞRENMEK KALPTEN KALBE GEÇİŞTİR

ABAD Blog'da Genç Bilgeler diye bir köşemiz var. Leyla İpekçi'nin iki yıl önce kaleme aldığı ama hala dün yazılmış gibi güncelliğini koruyan bu çok önemli yazı dizisinden derlenen kesitler işte [...]

ÇÜNKÜ HARFLERDE “İNSAN” SAKLIDIR

"Yazarken hep sevdiğimle beraber olmak için yazarım. Aşk duygumun tecellisi bu yüzden yazmakla zuhur eder. Yıllar içerisinde dünyaya, hayata ve insanlığa dair en dip manâları hep kalemimin ucundan sayfalarıma indirdikçe [...]

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir