YUNUS EMRE DİZİSİNE DAİR

“Yunus Emre Aşkın Yolculuğu” televizyon ekranlarında az gördüğümüz türden iyi hazırlanmış, üzerinde hassasiyetle çalışılmış emek mahsulü bir diziydi. Danışmanından oyuncusuna işini severek yapan insanlar diziyi kıymetlendirmişti. Sadece Türkiye’den değil Meksika’dan, Güney Afrika’ya, Pakistan’dan ABD’ye bir çok ülkede diziyi takip eden, hakkında yorumlar yapan, çeşitli açılardan yazılar kaleme alan insanlar filmi ülkemizin, kültürümüzün küresel düzeyde tanıtımı açısından da önemli kıldı. Dizi bizlere sinemanın, dizi film sektörünün  küresel ve yerel düzeyde geniş kitlelere bir mesajı, bir anlamı ulaştırmanın en etkin yollarından biri olduğunu gösterdi. Harun Sarıgül bu çok izlenen ve konuşulan diziyi ABAD Blog okurları için değerlendirdi.

Harun Sarıgül
ABAD Blog için yazdı.
10 Eylül 2021

Yunus Emre Dizisine Dair

 

2010 yıllarıydı… Üniversite ikinci sınıftaydım. Yunus Emre’ye olan merakımın arttığı zamanlar. Onu daha iyi anlamak için şiirlerini incelemeye çalışıyordum kendimce. O zamanlar kampüs içinde -L bloktu diye hatırlıyorum- bizim bölüm hocalarının odaları vardı. Derslerden sonra hemen Mustafa Tatcı hocamın odasına doğru koşar adım giderdim. Hocayı bilen bilir: Odasının her yeri kitaplarla kaplı, oturmak için dört sandalye varsa ikisinde yine kitap olurdu. Sürekli çalışan, üreten, araştıran bir üniversite hocası… Bir keresinde “Ben edebiyat memuru değilim!” demişti. Anadolu irfanındaki “varlığın tekâmülü için çalışmak” sözü bu ifadeden sonra zihnimde çok yankılandı.

Yine hocamın odasında olduğum bir gün bana Yunus Emre dizisinden bahsetmişti. Heyecanlanmıştım! “Hocam ne kadar güzel olur, inşallah tez zamanda görmek nasip olur” dedim.  O da her zaman kullandığı o sözü söyleyiverdi: “Olur gider”… Bu cümle daha sonra 2015 yılının Haziran ayında tahakkuk etti. “Yunus Emre Aşkın Yolculuğu” TRT ekranlarında yayınlanmaya başlamıştı. Dizinin yapımcılığını Mehmet Bozdağ, yönetmenliğini ise Emre Konuk, senaristliğiniyse İsa Yıldız üstlenmişti. Mustafa Tatcı hoca da projenin danışmanlığını yapıyordu. Yunus Emre karakterini Yusuf Gökhan Atalay’ın, Tabduk Emre karakterini ise Payidar Tüfekçioğlu’nun canlandırdığı dizi 2 sezonda ve 44. bölüm yayınlanarak bizlere veda etti. Yunus Emre’yi bize bu kadar yakınlaştıran ve onun kendini bilme yolundaki tecrübelerini bu kadar iyi anlatan başka bir dizi olmuş mudur bilemiyorum. Her bölümünü merakla beklediğimiz, birçok bölümünü de tekrar izlediğimiz ve sanal platformlarda bölümleri milyonlar tarafından izlenen muazzam bir çalışmaydı.

 

Dizinin senaryosu hazırlanırken, Yunus Emre ile ilgili Mustafa Tatcı hocamızın 30 yıllık çalışmalarından faydalanıldığını da gördük. Derste dinlediğimiz o kadar menkıbeleri ve şiirleri görsel mecrada da müşahede etmek, Yunus’u içselleştirme konusunda oldukça önemli bir husus. Yunus Emre’nin hayatıyla ilgili birçok menkıbe olduğu herkesçe malumdur, ama dizide karşımıza çıkan Yunus ümmi değil, medrese tahsil etmiş Kadı Yunus’tur. Yunusla ilgili bu bilgilere 18. Yüzyılda yaşamış İbrahim Has adlı mutasavvıfın eserlerinden ulaşılmış. Has’ın kaleme aldığı ve tasavvuf büyüklerinin hayatlarını, menakıplarını ve veciz sözlerini derleyip yorumladığı eserinin ismi ise “Tezkiretü’l-Hâs” adlı veliler tezkiresidir. Mustafa hoca ise bu eseri “Erenler Kitabı” adıyla yayına hazırlamıştı. Bu kitapta yer alan Emrem Yunus başlığında Yunus’un bir müftü veya kadı olduğundan ve Tapduk Emre dervişlerine verdiği yanlış bir fetvadan söz eder. Dizide de bu menkıbeden hareketle senaryo oluşturulmuş. Yunus’un kadı olması rivayeti olay kurgusu içerisindeki çatışmayı oluşturması açısından oldukça başarılıydı.

 

Dizinin ilk bölümlerinde bu durum Tapduk Emre dervişlerinden Minberci Hasan’la işlenir. Nallıhan kadılığına atanan Kadı Yunus yolda Tapduk Emre ile karşılaşır ve bir yere kadar yolculuğa beraber devam ederler. Bu yolculuk Yunus’un kendi içinde yapacağı yolculuğun cüzzü gibidir. Bir nehir kenarında dinlenirken Minberci Hasan’ın ölmek üzere olan bir adama yardımını yanlış yorumlayan Kadı Yunus, daha sonra bu olayın peşine düşer, hatta Hasan’ı idama mahkûm eder. Erenler Kitabı’ndan hareketle oluşturulan bu kurgu dizinin ilerleyen bölümdeki olay akışını da etkiler.

 

Diziyi bu kadar başarılı kılan etkenlerden biri de Mustafa Tatcı hocanın Yunus’la ilgili yaptığı çalışmalardır. Yunus’un tasavvufi remizlerle örülü şiir dilini günümüz insanın anlayacağı dile aktarması. Her birinin kendi içinde farklı anlamsal derinlikler barındırdığı bu şiirlerdeki remizleri ve metaforları çözmek kolay iş değil. Otuz yılını Yunus Emre araştırmalarına adayan Tatcı, Yunus şiirlerini hem akademik manada hem de gelenekten edindiği bilgi ve tecrübeyle çözerek günümüz insanının anlayacağı hale getiriyor. Aynı zamanda tarihsel süreç içerisinde Yunus Emre şiirlerine şerhler yapan mutasavvıf şairlerin de eserlerini gün yüzüne çıkarıyor.

 

Dizinin diğer önemli bir yanı ise insanın kemal yolunda karşılaşacağı iç ve dış problemler hakkında seyirciye güzel sahneler sunması. Ayrıca Yunus’un kendini bilme yolunda karşılaştığı problemlerin ve o problemlerin kamil bir insan tarafından nasıl çözüldüğünün beyaz perdeye aktarılması da dizinin seyirci açısından önemini arttırmaktadır. Çünkü modern dünyada daha çok problemi ortaya koyan bireysel ve toplumsal öğretiler ön planda. Terapi koltuklarından tutun da Uzakdoğu öğretilerine kadar popüler yöntemin birçoğu insanın iç problemlerini çözemeyecek sistemlerle örülü.  Anadolu’da yaşanan tasavvufi anlayışın kişinin kemalat yolundaki sıkıntı ve problemlerini nasıl çözdüğüne bu dizide şahit olabiliyoruz. Kadılığı bırakıp dervişlik yolunu seçen Yunus’un ilk başlarda kendi gölgesi ile konuşması hatta tartışması, insanın kendi ile karşılaşmasının ve kendi içine yönelmesinin en güzel örneklerindendi. Tabduk’un dergâhın köpeğini Nallıhan çarşısında aratması, daha sonra aynı çarşıda Yunus’a su dağıttırması gibi görevleri vermesinin altında da irfâni eğitimin sırları saklıdır. Bu görevler Kadı Yunus’un mizacında bulunan kibirden ve azametten kurtulması için verilmiştir. Kadı olduğundan bu huyları halkın teveccühü besliyor ve kendini azamet sahibi addediyordu. Kadılığına hürmet eden aynı halk onu çarşıda köpek dolaştırırken ve su dağıtırken hor ve hakir görmüş, nefsi halk tarafından kınanmıştır. Bu metodun farklı bir şeklini de Üftade hazretleri Aziz Mahmud Hüdayi hazretlerinin eğitiminde kullanmıştır. Metotlar farklı olsa da amaç, kişinin Hakk’ı bilme yolunda, kendine perde olan engelleri kaldırmasına yardımcı olmaktır. Dizinin ilerleyen bölümlerinde menakıptan farklı olarak Yunus’a Candar Bey’in danışmanlığı görevi verilir, son olarak da dağdan odun getirmeye başlar.  Yunus’un kendini bilme macerasında birçok imtihan ile karşılaştığını da görüyoruz. Candar Bey’in askerleri tarafından kuyuya atılması, iftiralara uğraması, Molla Kasım tarafından hakkında olur olmaz söylentilerin çıkarılması bu imtihanlardan bazılarıdır. Bunlar içerisinde dizide en başarılı işlendiğini düşündüğüm çatışma karakteri ise Molla Kasım’dır. Baran Akbulut’un canlandırdığı Molla Kasım karakteri, Yunus’un manevi yolculuğundaki en önemli celal unsuru ve imtihan vesilesidir. Üniversite sıralarındayken yine bir derste Mustafa Tatcı hocanın biz öğrencilerine şöyle bir ifadesi olmuştu: “En babayiğit Yunus da dergâhtan çıkar en babayiğit Molla Kasım da. Zira Musa ile Firavun da aynı sarayda birlikte büyümüşler, neden? Çünkü Allah birinin mertebesini diğeriyle arttırır.” Yani Yunus’un pişmesinde Kasım olmazsa olmazdır. Yunus’un Tabduk Emre tarafından iltifatlara mazhar olması ve kendi mizacındaki olumsuz tavırlar onun isminin bugün dahi anmamıza sebep olmuştur. Dizinin son bölümleri Molla Kasım’ın okuduğu dergâh kayıtlarıyla olur. Tapduk dergâhında bulduğu kayıtları ve şiirleri okuyarak seyirciyle beraber yaşanılan olaylar birer birer gözünün önünde canlanır. Sonrasında ise menkıbede yer alan o meşhur sahne vardır. Molla Kasım şeriate aykırı olduğunu düşündüğü Yunus şiirlerini alır ve bir akarsu kenarına gider. Orada bir ateş yakar, şiirlerin bir kısmını bu ateşte yakar, bir kısmını da akarsuya atar, ta ki isminin geçtiği o şiire kadar: Derviş Yunus bu sözü eğri büğrü söyleme / Seni sîgaya çeken bir Molla Kasım gelir… O anda yaptığı yanlışın farkına varır. Bu olay insanların zihninde şöyle bir rivayete bürünür: Yunus’un üç bin şiiri vardı. Kasım binini yaktı, yakılanlardan kuşlar ve melekler nasiplendi. Bin tanesini suya attı, onlardan balıklar nasiplendi. Geriye kalan bin tanesi insanlara kaldı, onlardan da insanlar nasiplendi.

 

İnsanımızın zihninde yanlış şekilde yer etmiş miskin, tembel, dergâha kapanmış derviş ya da mürşit anlayışı da bu dizi sayesinde düzeltilmeye çalışılmıştır. Çoğu insan, Ahmet Yesevi hazretleri dâhil birçok kâmil insanı kendini hayattan soyutlamış, çilehanesinde dünyadan uzak riyazet yapan, varlığa ve insanlığa herhangi bir karı olmayan insan tipi olarak görür. Halbuki Anadolu irfanını oluşturan düşüncenin temelinde sadece insana değil, zerreden küreye tüm varlığa hizmet etme ve onun kemali için çalışma anlayışı vardır. Tapduk Emre karakteri de dizide ele alındığı gibi sosyal hayatın tam merkezinde, her konuda birlik ve beraberliği savunan ve bunun için çalışan bir kâmildir. Halkı birliğe davet eden, sohbetleriyle insanların gönüllerini yapan, onları helal kazanca, hilesiz iş yapmaya, birlikte kardeşçe yaşamaya, adalete ve ahlaka yönlendiren bir duvar ustasıdır. Ev halkını kimseye muhtaç etmeden el emeğiyle çalışan ve dergâhında her öğün pişen aştan halkın nasiplendiği kâmil bir rehberdir Tabduk Emre. Esnafların, o günkü adıyla ahilerin, herhangi bir problem karşısında ahi ocağından sonra ilk başvurdukları kişi Tabduk Emre’dir. Sosyal ve ekonomik hayatın dirliği noktasında sürekli ahilere nasihat eden, toprağın sürekli işlenmesini ve ahilerin işlerini iyi yapmasını her fırsatta dile getiren bir mürşittir Tabduk Emre. Yaşadıkları dönemin en aktif, hatta en modern insanları olan kamiller “O her an yeni bir yaratmadadır. (Rahman, 29)” ayetinden hareketle devrin gereklerini en iyi şekilde yaşayan ve yaşatan kişilerdir. İnsanı tanıma ve anlamlandırma noktasında mahir olan Tabduk Emre de Yunus’u kendi mizacına göre yetiştirmiş, kendini bilme noktasında birçok imtihanı geçmesinde ona yol göstererek Kadı Yunus’tan Bizim Yunus’u çıkarmıştır.

 

Türk edebiyatının kaynaklarına eğildiğimizde, Yunus Emre Aşkın Yolculuğu niteliğinde senaryolar içeren birçok eserin olduğunu görürüz. İyi hazırlanmış senaryolar ve alanında uzman danışmanlar vesilesiyle böyle güzel ve etkileyici dizilerin artmasını Türk milleti olarak temenni ediyoruz.

Diğer Yazıları

One Comment

  • Dilek Sevinç dedi ki:

    Bizler de, böyle güzel ve etkileyici olan, Ehlullahın O üstün yaşantılarını, tecrübelerini konu alan, “hakikî ve manâda bir ve asıl bulunan” menakıbnamelerinin, hâtıralarının, görselliştirilmiş, temsil edilmiş hâllerinin, Kendini Bilme Yolunda O’nları cân gözüyle izleyenlerde ; içsel patlamalara, idrâk sıçramalarına olanak sağlayan bu etkin sunumlarının, Ehil ve Yetkin bir zatın kontrolünde artmasını, Necip Türk milleti adına gönülden temenni ediyoruz. Mustafa Tatçı hocaya hürmetlerimizi ve emeği geçen herkese teşekkürlerimizi bir borç biliyoruz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir