YOLU YUNUS’LA YÜRÜMEK

Yola Yunus’la düşmek ne büyük talih. O’ndan daha emin bir yol arkadaşı mı olur. “Yunus Düştü Yolumuza” Yunus’la Yunus olarak yürünmüş bir yol hikayesi. Mustafa Tatcı hocanın çeşitli mahfillerde yaptığı konuşmalardan oluşan “Yunus Emre, Niyazi-i Mısri ve Türk-İslam Tasavvufu Hakkında Konuşmalar” adlı söyleşi dizisinin ikinci kitabı olarak H yayınlarından geçtiğimiz ay çıktı.

Zülküf Oruç
ABAD Blog için yazdı.
14 Ekim 2021

Eser 10 ayrı zeminde gerçekleştirilen konuşma ve söyleşiden oluşuyor. Ömrünün 36 senesini Yunus Emre ve kültürü üzerine araştırmalara vermiş yetkin bir isim Tatcı Hoca, Yunus Emre yılında Yunus Emre’ye dair neredeyse her konu hakkında birinci elden ve doyurucu bilgiler sunuyor.

 

Yunus Emre varlığı, kendimizi anlamanın bize özgü, derinlikli ve güvenilir kaynağı. Öte yandan Yunus Emre kültürü ülkemizden dünyaya özgün ve evrensel değerde bir söz söylemenin; çevre ve iklim sorunları, mültecilik, salgınlar, savaşlar, tüketim, ırkçılık, yabancı düşmanlığı, islamofobi başta olmak üzere küresel insani sorunlara dair çözümler önerebilmenin de geniş imkânlarını barındırıyor. Musta Tatcı hoca çalışkan, idealist, memleketini ve işini ciddiye alan bir kültür insanı ve bir münevver olarak Yunus Emre üzerine çalışmalarını sadece akademik mahfillerle sınırlamayan, tüm kültür araçları ile yediden yetmişe tüm insanlara ulaştırmak için gayret eden biri. Söyleşilerin her satırında bu bitmez tükenmez inancın ve şevkin izlerini görmek mümkün.

Yunus’un uzmanı olunmaz Yunus’un kendisi olunur diyen Tatcı Hoca “akademiden değil yokedemiden Yunus çıkar” tarzındaki nükteli söyleyişleri ile İslam Tasavvufunu içerden yaşayan ve tecrübelerini ilahiler olarak aktaran Yunus Emre’nin ancak aynı tecrübenin ve zevkin içinden anlaşılabileceğini vurguluyor. Yunus Emre’nin önemini ise Batı Türkçesine miraç ettiren, hakikatin örtüsünü kaldıran, Türkçeyi rabce haline getiren bir hak arifidir. Yunus’u anlamak ancak aşkla O’nun düştüğü yola düşmekle mümkün sözleriyle ifade ediyor.

 

Dili Aşkla Boyadılar başlıklı söyleşide ise Yunus Emre çalışmalarının serencamına dair etraflı ve doğrudan kaynağından bir anlatımla karşı karşıyayız. 50’yi aşkın yazmadan hareketle belki de Türkçenin en çetin divanını tenkitli bir metin olarak oluşturan Tatcı Hoca bu alanda yapılan çalışmaları ilim adamı kimliği ile anlatıyor. Farklı menakıblar farklı kimliklerle anılsa dahi halkın nezdinde bütün Yunusların bir tek kişi olduğunu söylüyor. Türkçenin Cebrail’i kendi anadilinin mürşidi Yunus’un bize sahiden ne demek istediğini anlamanın ve bunu bütün dünyaya anlatmanın önemini dönüp dönüp vurguluyor. Yunus Emre en temelde bize “Buğdayın geçici nefesin ise kalıcı olduğunu”, dünya metaının, menfaatlerinin, suretlerinin sonlu hakkın yüzünün, insanın kendi hakikatine dair yönelişinin, arayışının ise bitimsiz olduğunu öğretti diyor. Yunus Emre bir üslup şive kurucusudur. Tarz-ı Yunus İslam’ın derinliği, Türkçe’nin inceliği. Yunusça aynı zamanda bir yaşama şeklidir, hayatın içine sinmiş zarif, incelikli bir davranış ve tutumlar bütünüdür. Bu yüzden Yunusça sadece anlatılmaz bir üslup ve davranış haline getirilirse içinden bir Yunus çıkar. Yunusçayı “düşmüşü kaldırmak, dağlardan yol aşırmak, dilden hikmete gitmek, Lokman’ın lokmasından beslenmek, hikmet ile bakana hakikatini ayan etmek, mürüvveti giden beylerin atının yularından tutup –ey sen kan üstüne adaletin sağlanmayacağını bilmiyorsun” diyebilmek, kırmızı plaka ile gezenleri hizaya çekmek, onları Hakk’a hukuka davet etmektir.” diye tarif ediyor Tatcı hoca.

 

Dünyaya batı merkezli bakanlar, Yunus’u hümanist olarak tanımlayanlar Yunus’u anlamaktan uzaktır. Yunus gibi vahdet ehli, varlığın tam ortasında durur ve kim nereden bakarsa ona kendi yüzüyle görünür. Yunus batı tarihsel tecrübesine ait bir hümanizmaya sığmaz. İnsan sevgisi anlamındaki bir hümanizmanın da en saf, katıksız hali Yunus’ta mevcuttur. Çünkü O “hakkı gerçek sevenlere cümle âlem kardeş gelir” diyen bir ariftir. Varlığı özünden, içinden kavrayanlar için onun dış yüzü ayırt etmeksizin insanı, hayvanı, doğası ile bir bütün olarak sevilir. Hakikate giden yolun mecazdan geçtiğini idrak etmek her şeyi suretiyle sınırlayan batı merkezli bir kafa için pek mümkün değildir. Yunus içerden dışarıya bilginin bütün katmanlarından konuşur. Muhatabın seviyesine, baktığı yere, niyetine göre cevaplar verir.

 

Tatcı Hoca sadece 2021 Unesco Yunus Emre Yılında değil tüm zamanlarda Yunus’un dünya kültürüne mal edilmesinin önemine kitap boyunca defaatle değiniyor. Her ne kadar her dil kendi içinden bir arif çıkararak onunla birlikte miraç etmek suretiyle Yunusçayı sökebilecek olsa dahi Yunus Emre’nin dünya dillerine nitelikli tercümeleri için bir tercüme bürosunun bir an evvel kurulması gereğini vurguluyor. Diziler, sinema filmleri, çizgi film ve animasyonlar ile mümkün olan her türlü çağdaş kültür enstrümanı ile bu dilin dünyaya taşınması için elden gelen yapılmalıdır.

 

Tatcı Hoca söyleşiler boyunca derdinin Yunus’un nutku şeriflerinin doğru bir divanını ortaya koymak kadar bunlara doğru mana vermek olduğunu ifade ediyor. 36 yılık birikimi ile Yunus’un mecazlarını tabiri caizse ilmek ilmek söküp önümüze koyuyor. O anlatınca mana daha anlaşılır oluyor, Yunus sanki bize yakınlaşıyor, yüzü gözümüzün önünde beliriyor. Şairler ve Aşıklar Kocası Yunus nutuklarında mana yüzünü gösterip duruyor. Hoca Yunus’u yavan ve indirgemeci tarihsel ve sosyolojik izahların ötesine taşıyor, Yunusça’nın çok katlı anlamlarıyla bizi tane tane buluşturuyor. Tatcı Hoca’ya göre Tapduksuz bir Yunus anlaşılamayacaktır. Yunus Emre öncelikle Tapduk Emre’nin mana çocuğudur. Tapduk Emre’nin aşk ve irfan medresesinde tahsil kılmış ve aşkın rengine cümle, tepeden tırnağa boyanmıştır. Bizim Yunus artık Tapduk’un zatına dâhildir. O’ndan ayrı değildir. Yunus aşk medresesinde müderris olup kürsüden 7 asırdır bu halkı irşad edip durmaktadır. Tapduk Emre gibi mana sultanları yetiştirdikleri gönül çocukları ile askerle fethedilen Anadolu’nun mana fethini gerçekleştirmiştir. Anadolu mayası aslında tüm yeryüzünü mayalama imkânını taşıyan Erenler nefesi, Erenler mayasıdır. Fetih önce gönülde başlar. Önce nefsinde adl-i ilahiyi gerçekleştiren insan sonrasında zahirde bunu hayata geçirir. Yunus da Tapduk sultanın terbiyesinden geçerek Anadolu’da Türklüğün hak ve hakikat dili olmuştur. Yunus’un dili ilahi bir dildir zira “bendeki benden” yani ayan-ı sabiteden konuşan bir dildir. Varlığın hakikati olan Hakikat-i Muhammediye bir lisana sığmaz O her dili bilir. Kim onun ummanına dalarsa oradan çektiği nefesle kendi dilinden söyler durur. Yunus da Tapduk’un vahdet deryasına gark olup oradan aldığı vahdetçi bir idrakle bütün alemi kucaklamıştır.

 

Hoca Yunus’un anlamını bugüne taşımak konusunda kararlıdır. Tarihsel, olmuş bitmiş, kitabi bir bilginin ötesinde Yunus Emre’nin bugüne ne söylediğidir esas önemli olan. Zira Evliyaullah’ın kelamında evrensel değerler olsa bile süluk-yolculuk tecrübesi özgündür, çünkü ilahi kaidedir, Allah bir tecellisini iki kere tekrar etmez. İlahi tecelliler de her dönemde değişir, bu gün artık Yunus Menakıbında anlatıldığı gibi kırk yıl odun taşıma dönemi değildir, şimdi ilmin, Alim esmasının hakim olduğu bu dönemde Yunusça ilhamlar ilahiler yerine yeni buluşlara dönüşecektir.

 

Yunus bitimsizdir. Biri biter diğeri başlar. Bugün Yunus’un ne dediğine kulak kesilmelidir. Yunus menakıbının başlangıcını oluşturan buğday nefes anlatımını da güncellemek gerekir. İnsanın derinindeki buğday ve nefes kavgası evrenseldir her çağda farklı şekillerde devam eder durur. Bu gün de insanın hem fert olarak hem de toplumsal ve uluslararası düzeydeki sorunlarının merkezinde bu ikilik yatar. Aşırı tüketim, savaşlar, çevre kirliliği, iklim değişikliği hep insanın buğdayı ambara değil gönlüne koymasından değil midir? Oysa dünyayı sevenler dünyada kalır, manaya yönelenler arşa kanat açar. Gönül şehrinin sermayesi her zaman samimiyet, rıza, sevgi ve bilgidir. Buğdayı, geçici olanı talep edenler yolda kalmaya mahkumdur. Nefes talep edenler, ölmeden önce ölüp, asıllarına inerler ve oradaki kendileriyle tanışırlar. Hakikate yönelmek insan olmaya talip olmak demektir. İlimden gaye ise malumat ve akademik unvanlar biriktirmekten ziyade insanın aslını, kendini bilmesidir. Tevhid ehli eşyanın suretine, dış yüzüne değil iç yüzüne, derinliğine, serencamına bakarak konuşur. Varlık okunması gereken bir aşk kitabıdır. Aslında varlık aynasında kendimizi seyreder dururuz. Dışardan seyrettiğimiz bir şey yoktur, bu seyir kendimizden kendimize, aslında kendinden kendinedir.

 

Tatcı Hoca kültürümüzü evrensel kılan bir imkan olarak Yunus’u ele alır ve O’nu dünyaya taşımaya kararlıdır. Zira Yunus kültürünün merkezinde Hakikat-i Muhammediye kavramı yatar. Eksik olan insan ancak makam-ı Muhammed’e gelince tamamlanır. Tüm dinler ve peygamberleri insanın kendini bilmek yolundaki merhalelerinden ibarettir. İçinde Muhammed olmayan hiçbir din insanı tamamlayamaz. O yüzden hak katında din İslam’dır zira insanı âlemin nuru olan Muhammed ile tanıştırır. İnsan yolculuğunu tamamlayınca İslam olur. İslam’ı piyasa Müslümanları değil ancak Yunuslar temsil eder. Bir kültürde, bir dinde eşyanın hakikatini bilme kavramı yoksa sen o kültürü yedi iklimde hâkim kültür haline getiremezsin. Dışardaki yedi iklim insanın içinin yansımasıdır. İçindeki yedi âlemi kat eden ancak yedi iklime söz söyleyebilir. Yunus düşüncesi Kuran ve Resulullah’ın özüdür. Onun aşk ile yaklaşımı yedi iklim dört köşeye yeter. Yunus’u okumaktan gaye hakikati Türkçe, Türkçe’yi hakikat makamından okumaktır.

 

Yunus yılında Yunus Emre’yi böylesine şumüllü ve derinlikli olarak ele alan söyleşileri okumak Yunus Emre ile sahici bir tanışmaya, adeta onunla güncel bir dil ile söyleşmeye vesile olacaktır şüphesiz. “Okumaktan mana ne kişi hakkı bilmektir, çün okudun bilmedin, ha bir kuru emektir.” diyen Bizim Yunus’la. Okumak ve manasında derinleşmek dileğiyle.

Diğer Yazıları

DERİN EKOLOJİ

Zülküf Oruç ABAD Blog için tercüme etti. 21 Ekim 2021 Çevreci düşünce antroposen çağının vicdan azabı. Sanayi çağından bu yana büyümenin ve refahın bedelini herkes eşit bir biçimde ödemiyor. Fakat [...]

SONBAHAR DÖNENCESİ

Yerinde durmuyor bu oluş, yapraklar dökülüyor, bakın sonbahar, en güzel renkleriyle, şairin dediği gibi mevsim değil sanat, insanın aklını başından alır şu orman, şu gökyüzü, şu dağlar. Her gün yeni […]

GÜZELİ KURTARMAK; HAN’I İRFANLA OKUMAK

Byung Chul Han çağdaş bir düşünür, 1959 doğumlu. Güney Kore asıllı, metalürji okuduktan sonra Almanya’ya göç etmiş. Berlin Üniversitesi’nde Kültür teorisi, sanat, estetik dersleri veren bir profesör.

YUNUS YILINDA YUNUSÇA BİR KİTAP: YAR YÜREĞİM YAR

2021 UNESCO Yunus Emre Yılı’nın sona ermesine bir kaç ay kaldı. Bize her yıl Yunus yılı olduğu için telaşımız yok. Kamu kurumları, belediyeler, üniversiteler, sivil toplum kuruluşları ardı ardına Yunus […]

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir