TAŞLARIN FISILTISI

Taş kalpli derler ürpermeyen, iki damla yaşa yol vermeyen kalbe, bizim Yunus dahi sorar “taş gönülde ne biter” diye. Aşkın en uzağı mıdır “taş”. Bu denli ümitsiz mi taşın durumu?   Aşka gelse, kendini yuvarlasa dağlardan aşağı ufalanmaz mı ya da bir Ferhad’ın gürzüne düşse, parçalanmaz mı? Şairin dediği gibi ab-ı zülal denen o tatlı, aşıkların yanık gönüllerini serinleten su taşlı yerlerden çıkmaz mı. Hiç bir yosuna sarılmış taş da mı görmediniz? Yarin yanıbaşında diz çöküp saçlarını çözdüğü dere kenarında taş olmak da bir talih değil mi yani.

Taşın zamanı ağır, yolu uzun. Ama onda dahi ümit var. Bir aşığın boynuna dolanmak var mesela. Sonrası Allah kerim.

Ayşe Nida Karakoç dağa dağ, taşa taş gibi bakmamış, kulak kesilip, taşın sesini işitmiş. Taşın can haberini duymuş… Dabbeyi. Akikten, zümrütten, elmastan geçip bize taşların hikayesini anlatmış:

“O en sert mineral, saydam, renksiz, tam da aşkın rengini almaya müsait bir taş olan elmas çare oluyormuş aşk derdine. Ne tazyikten, ne ateşten etkileniyormuş. Herhalde bu alternatif tıpçılar elmas tozu aşkın ateşini söndürüyor neyin sandılar. Öyle değil efendim. Aşka deva aşktır. Elmas tozu da zehirdir. Hangi yaraya sürülse azdırır o yarayı. Aşk artmalı ki aşk insanı sarıp yok etsin, elmas tozu da aşkı artırsın diye sürülmeli aşk yarasının ortasına. Dertten murad aşk. Aşk derdinin dermanı içinde.”

Ayşe Nida Karakoç
ABAD Blog için yazdı.
14.03.2022

TAŞLARIN FISILTISI

 

Zahiri dünyadaki her şey sevgilinin, senin sevdiğinin, dolayısıyla da senin bir yansıman. En çok acı çeken taş nazenin gerdanlara kolye oluyor, derde sabır göstermeye tahammül etmeyen de sobaya atılıyor dert çeksin, yansın diye. Yanmaktır efendim biricik çaresi aşkın. Demek ki sen de yanarsan, o zaman senden değerli bir mücevher çıkabilir. Klasik şairler, sevgilinin başka başka hususiyetlerini birer değerli taşa benzetmişler. Belki de böyle söylemek yanlış. Asıl sevgiliye benzeyen, sevgiliye teşbih edilecek o taşlar. Ya da zahiri dünyada ne varsa. Çünkü her şey, sevgilinin, sevilenin bir yansıması olabilir ancak. Sevilen, şu’le-yi simâ-yı tecellâda nihân. Alemde izlenen ancak onun veçhi olabilir vesselam.

Aşk Kelamını İçinde Tutan Mücevher Kutusu

Bir taş varmış, adına akik demişler. Çeşit çeşit rengi varmış bu taşın da, en makbulü açık, parlak, göze gelen bir kırmızı olanıymış. O kırmızılığı Süheyl yıldızından almış diyorlar. Ama, aşığın gönlüne ferahlık veren sevda sözlerini içinde tutan bir mücevher kutusudur akik. Sevgilinin nazlı nazlı söyleştiği dudakları, sözleri gizlidir içinde. Hani eskiler derlerdi, akik taşı, akan kanı durdurur, hafakan basmasına iyi gelir, göze çekildiğinde görüşe kuvvet verir diye. Sanki öyle de değil. Dert aşktır, kan akarsa aşktan akar. Akan kanın çaresi akik ise, akikten murad sevgilinin leb-i âli, o kan kırmızı dudaklardan murad da sözleridir. Süveydadan bir nagehan nidâdır akan kana çare.

Dürc-i akik içinde lebin nakd-i can kodı

Bir gizli yerde sırrile genc-i nihan kodı

(Akikten bir mücevher kutusunun içindeki dudakların, nakd-i can etti, can verdi. Gizli bir yerde sır ile gizli bir hazine verdi.)

Elmas Tozunu Sür Yâreme Ancak Olur Derdime Deva

Öyle bir yâredir ki aşk, çaresi ancak o aşk ile, o aşkta yok olmaktır. Aşktan zuhur etmiş bir deniz ki içine dalıp unut kendini. Ama kendini unut. Denizi değil. Artık deniz sensin çünkü. Derya içre olup deryayı unutan mahilerden olman demişler. O en sert mineral, saydam, renksiz, tam da aşkın rengini almaya müsait bir taş olan elmas çare oluyormuş aşk derdine. Ne tazyikten, ne ateşten etkileniyormuş. Herhalde bu alternatif tıpçılar elmas tozu aşkın ateşini söndürür sandılar. Öyle değil efendim. Aşka deva aşktır. Elmas tozu da zehirdir. Hangi yaraya sürülse azdırır o yarayı. Aşk artmalı ki aşk insanı sarıp yok etsin, elmas tozu da aşkı artırsın diye sürülmeli aşk yarasının ortasına. Dertten murad aşk. Aşk derdinin dermanı içinde.

Elmas ise de kâr-ger olmaz bize merhem

Ol dâğ-i cünunuz ki süveydâda nihânuz

(Bizim (aşk)yaramıza elmas tozu bile merhem olamaz. Biz öyle bir cinnet içindeyiz ki yaramız süveydada gizlidir.)

Teni Sararmış Aşığın Feryadı

Kehribar diye bir taş varmış, kiminin gözlerine vermiş rengini. Aşığın da tenine. Kehribar tozları kendi arasında elektriklenir, eyleşir, sağa sola yapışırmış. Zerdeçal tozu gibi sarartırmış değdiği yeri. Âşıkların kanlı gözyaşları dökmekten sararmış tenine kehribar yapışmış demişler. Beden beden değil kehribâr olmuş ağlamaktan nazenin bir sarılık ile. Eski tabipler kan pıhtılaşmasına kehribar iyi gelir demişler. Tabii iyi gelir. Gözyaşıyla akan kan, nasıl pıhtılaşsın?

Sanman beden durur ten-i zerd ü nizârımı

Bir kâhdur yapışdı yüzüm kehrübâsına

( Sanmayın ki bu sararmış tenim bedendir, aslı şudur ki, yüzüme kehribar yapışmıştır.)

Aşığın Ahı Başında Zümrüt Bir Tacdır

Menekşe gözler hülyalı, bakışları çok manalı diyorlar şarkıda. Belki o menekşe gözlerin yeşili, aşığın başının üstüne ahının dumanından geçmiş zümrüt bir tacın yansımasıdır ne dersiniz? Derler ki, zümrüt taşı, bakanın gözüne parlaklık verirmiş. Sevilenin gözlerine de yansıyan, aşığın başındaki zümrüt tacın yansımasıdır belki.

Tac-ı zümürrüdı görinür var ise meger

Bala-yı serde illere dud-ı kebudumuz

(Başımızın üstündeki ah dumanı, başkalarına zümrütten bir taç gibi görünür.)

Ama değişmez âşıklar zümrütten taca ya da tahta aşkın ahını.  Ne demişler, felek zümrütten bir taht olsa, değişmeyiz sevgilinin sunduğu şaraba:

Yine tahta-pāre-i ʿişret-i harem-i mugāna degişmezüz

Felek olsa taht-ı zümürrüdīn güneş olsa kürsī-i ʿācumuz

Diğer Yazıları

YERYÜZÜNDE YALINAYAK

İçten dışa, dıştan içe; seferlerimiz... Yeni yılın ilk yazısı Leyla İpekçi'nin kaleminden. Dünya, bütün hikayemiz burada, yol arkadaşlığımız. Çıkıp gidemeyeceğimiz içimiz dışımız. Kimine cife, zindan, cehennem. Kimine cennet. Kimine ateş [...]

BENLİK KİBRİ; ÖĞRENMENİN ÖNÜNDEKİ EN BÜYÜK ENGEL

Ben bilirim egosu. Bilmeyi kartvizite, unvana, diplomaya, sertifikaya sıkıştırmak.  Kendimizi bilmekten, varlığa faydalı olmaktan çok adımızdan söz ettirmek, unvan, itibar, makam için  öğrenmek. Leyla İpekçi öğrenmenin, bizi aslımızla sürekli irtibat [...]

ÖĞRENMEK KALPTEN KALBE GEÇİŞTİR

ABAD Blog'da Genç Bilgeler diye bir köşemiz var. Leyla İpekçi'nin iki yıl önce kaleme aldığı ama hala dün yazılmış gibi güncelliğini koruyan bu çok önemli yazı dizisinden derlenen kesitler işte [...]

ÇÜNKÜ HARFLERDE “İNSAN” SAKLIDIR

"Yazarken hep sevdiğimle beraber olmak için yazarım. Aşk duygumun tecellisi bu yüzden yazmakla zuhur eder. Yıllar içerisinde dünyaya, hayata ve insanlığa dair en dip manâları hep kalemimin ucundan sayfalarıma indirdikçe [...]

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir