GÖNÜL FELSEFESİ; YUNUS’UN HİKMET AĞACINDAN DÜŞÜNCE DEVŞİRMEK

Prof. Dr. Ahmet İnam’la Yunus Emre Üzerine Söyleşi

 

ODTÜ Felsefe bölümü hocası, Gönül Felsefesi yaklaşımı ile bilinen Prof Dr. Ahmet İnam geçtiğimiz günlerde Tohumluk Vakfı tarafından düzenlenen bir söyleşide Yunus Emre üzerine konuştu. İnam bir felsefeci olarak bir mutasavvıftan nasıl istifade edilebileceğinin özgün bir örneğini ortaya koyuyor. Yunus düşüncesinden hareketle kavramlaştırdığı “giz mesafesinin” modern insanın hayata karşı içten, yaratıcı ve aşk dolu bir tavır geliştirebilmesi açısından oldukça önemli olduğunu vurguluyor.

Editörden
20 Ekim 2021

Yunus Emre düşüncesine dair yaklaşımlar gündelik ilgilerin hamasetin, Yunus’da hümanizm, insan sevgisi gibi sığ bakışların ötesine geçebilmeli Yunus’un hikmet ağacından 21. Yüzyıl insanına düşünce ve bilgi devşirebilmeliyiz diyen İnam Yunus’a dair yapılan akademik çalışmalar zamanımızda ilerlemiş olmakla birlikte O’nun manasına dair hala alınacak mesafe olduğunu, Yunus’un manasına bir çok farklı disiplinin ve ilginin yoğunlaşması ile yakınlaşmanın mümkün olduğunu dile getirdi.

 

Yunus’un hangi dünya görüşünden, siyasi eğilimden olunursa olun herkese bir şeyler söylediğine dikkat çeken İnam sol bir eğitim almasına rağmen memleketi Sandıklı’da annesiyle çocukluğunda gittiği mevlidlerde okunan Yunus ilahilerinin hala kulağında olduğunu Yunus’u bu toprakların değeri olarak derinden hissettiğini ifade etti.

 

Prof. Dr. Ahmet İnam’ın konuşmasını ABAD Blog okurları için derledik.

 

Giz mesafesi; Allahu alem (Allah bilir) demek…

 

“Genç arkadaşlara Yunusu ciddiye almayı Yunusça öğrenmeyi öneririm. Yunus’un dilini henüz yeterince öğrendiğimizi sanmıyorum.” “Yunus’u anlamanın binbir yolu vardır. Bu yolları denemek gerekir. Benim yaptığım da bu yollardan biridir. Yunus’un dünyaya karşı tavrını farketmek gerekir. Bu giz tavrıdır. Yani sır. Raz kelimesini de kullanır Yunus. Giz ne değildir? Bilip söylemediğiniz, sakladığınız bir bilgi değildir giz. Giz gizem olarak da anlaşılmamalı. Bilinemez bir şey olarak da. Giz bir yaşantıdır, deneyimdir. Yaşadıklarımıza, başımıza gelenlere eşlik eden bir yönelim bir tavır, bir kaygı, bir çağrı ve bir iklimdir. Çağımızın dar, sıkışık, basık, kuru havasında eksik olan bir tavırdır bu. Çağımız insanı kendini güvenceye almak ister. Kesin olarak anlamak ve bilmek. İyi kötü doğru yanlış konularında kuşku duymaz. Varlıkla ilişkisinde giz aralığı yoktur. Sır mesafesi koymaz varlıkla arasına. Bu mesafe Yunus’tan öğrendiğimiz şeydir. Neyi yaşıyorsak, neyi anlamaya çalışıyorsak kimle ilişki halinde isek o kişi ya da nesne ile aramızdaki mesafeye giz aralığı diyoruz. Bu çağımızda olmuyor. Çünkü insanlar birbiriyle faydalanmaya, yararlanmaya, kullanmaya dayalı bir ilişki kuruyorlar. Gücü elinde tutanlar algı yönetimi ile gerçekler oluşturuyorlar. İnsanlar kesin olarak mesafe koymadan bilmek istiyorlar. Bunun için de dünyayı yönetenler bu kesinlik isteğini ortalığı bulandırarak ele geçirmiş oluyorlar. Gerçeğin kestirme bir formülü yoktur. Su bir formülden ibaret değildir. Bildikçe bilmek, öğrendikçe öğrenmek ister gerçek bilim insanları. Bilince orada durmazlar. Çünkü bilirler ki o bildikleri şimdilik bir bilgidir ve orada durmayacaktır. Şimdilik, bu koşullarda, bu imkânlarla bilinendir bildiklerimiz. Her zaman bilinecek olan vardır. Bilinecek olana açıklığımız, henüz anlamadığımız, varlığın bize henüz açmadığı gizler vardır. Buna hazır ve açık olmalıyız. 700 sene önce yaşamış olan Yunus’tan bizim öğrendiğimiz budur. Yunus’u biz giz aralığı ile okuyoruz. Yunus bu şekilde gizi olan bir insan, bize gizi anlatıyor. Giz tavrının yokluğu bilimi teknoloji sanan, bilimin söylediklerini mutlak sanan, bilim bunu emreder diyen bir tavra yol açar. Bilimi bir dogma olarak yaşayan akademisyenler gördüm. Hakikati arayan insan gülümseyen insandır. Her zaman bulduğunun daha farklı bulgularla dönüşeceğine değişeceğine hazır bir insandır. Popper bir bilim insanının ileri sürdüğü hipotezi doğrulamaya değil yanlışlamaya çalıştığını söyler. Ben o kadar hipotezimden eminim ki buyrun bunu yanlışlayın der. Söylediğim tezleri doğrulamak için bin dereden su getirmiyorum o kadar cesur bir bilim ve hakikat adamıyım ki yanlışlarsanız ben tezlerimi bir daha anlatacağım eğer bunu yapamazsam benden sonra birileri bunu yapacaktır. Çünkü hakikat birlikte aranacak bir şeydir. Hakikat yürekli, cesur, hata yapmaktan yanlışlanmaktan korkmayan insanların çabasıdır.

Aşk hakikatin perdelerini aralar.

 

Hakikat Eski Yunanda da tasavvufta da perdelerin kalkması olarak anlaşılır. Siz önünüzdeki perdeden dolayı göremiyorsunuz. Perdeyi kaldırdığınızda yeni şeyler görüyorsunuz ama yeni perdeler var. Hakikat bitimsiz perdeleri açma çabasıdır. Yunus pişdim derken de hamlıktan uzaklaşmayı anlatır. Bu gizi, bitimsizliği duymakla olanaklıdır. Aşk evrendeki tüm var olanların kendilerindeki gizi açmalarını sağlıyor. Aşk bir açma, hakikat açılımıdır. Sizde aşk olduğu sürece hakikat yolculuğu yapabilirsiniz. Siz bir teknisyen, bir memur değilseniz bilimi aşkla yaparsanız. İkna mühendisliği ifadesini duyunca tüylerim diken diken oluyor. On derste nasıl mutlu, aşık, başarılı olacaksınız. Herşeyi teknik olana indirgeme hazin bir durumdur. Teknik kendinizi geriye çekmeyi kendinizi hiç karıştırmamayı, riske, tehlikeye atmadan işi yürütmeyi sunar. Aşkın hormonlardan ibaret olduğunu bir teknikten ibaret olduğunu söyleyen zamanımızın bilgisi mutlaka aşılacaktır. Aşk bilimin enerji dediği evrendeki oluşun insan tarafından duyulmasıdır. Evrendeki gücün aşk olarak duyulması gezegendeki inanç düzenleri içinde olmuştur zaman zaman, giz doğuran aşk inanç düzenleri içinde de bunun dışında da ele alınabilir. Kimse Yunus’u tekeli altına alamaz.

 

Sır, giz söylenmez ancak duyulur.

 

Yunus yer yüzüne giz olduğu, gizli olduğu yerden düşer.
“Yunus hod pinhan idi suret değiştirip geldim.”
Sır söylenemez duyulur, dil ötesidir. Konuşulan yazılan dille giz anlatılamaz. Giz sadece duyulur, duyunca hakikat yolculuğuna başlarsanız bu bir aşktır. Öğrenmek, duymak, bilmek istersiniz. Bu bilimle, sanatla, inançla yapılır. Gizle duyulan aşkın bizi götürdüğü hakikat yolculuğunun binbir yolu vardır. Gizden haberli olmayanlar için giz gizlidir. Çağımız insanı bu gizden haberli değildir. Bunu mistik bir anlamla anlamıyorum. Giz terimini seküler anlamda bir felsefe terimi olarak kullanıyorum.
Can ve gönül kavramları üzerine 20-25 yıldır çalışıyorum bu kavramları felsefe dünyasına katmak isteyen biriyim. Öğretmenim de Yunus’tur. Felsefeci olarak öğretmenim yok, benim öğretmenlerim hep bana başka şeyler anlattı. Ömrüm vefa eder mi bilmem ama bir gün Yunus’tan anlatacağım günleri de yaşamayı ümit ediyorum.
Yunus yaşadığımız evrenin bir giz evreni olduğunu işaret ediyor. Fizikçiler bugün Büyük patlamadan bahsediyorlar. Bu bilim adamlarının ortaya attığı bir kuramdır. Giz ortaya çıkmış değildir. Bugün bir kısım perdeleri araladığımızı düşünüyoruz. Karanlık madde çalışılıyor. Belki de elli yıl içinde fizikte büyük bir paradigma değişimi yaşanacaktır. Böylece birçok şeyin, bilgimizin aslında öyle olmadığını yakın gelecekte anlayabiliriz. Onun için her bildiğimizi şimdilik böyle tarzında bir giz mesafesi ile bilmeliyiz.
Allahu alem Allah bilir, sen bir kulsun sen onun adına konuşamazsın. Her zaman bilen insan öncelikle haddini bilecektir. İnsan-insan ilişkisinde de bu had bilmek önemlidir. İnsan gerçekten evreni sonsuzu içinde taşıyan bir varlıktır. İnsan sevgilisiyle giz gize bir ilişki içinde ise onun sonsuzluğunu duyarak ona olan sevgisini saygısını her an içinde duyar ve onu incitmek hırpalamaktan imtina eder. Biz ölümlü ölümsüzler, biz sonlu sonsuzlarız. Biz pinhan idik, bilge Yunus nasıl suret değiştirip yeryüzüne geldi ise biz insanlar da aynı şekilde yeryüzünde bulunuyoruz.

 

“Evvel dahi var idi canımda bu aşk idi
Eşkere etmez idim bilirdim ki dost kodu”

 

Mısralarını çok severim. Ben bir tohum olarak annemin karnına düştüğümde bende bu aşk odu yanmaya başladı. Açığa vurmaz idim bilirdim ki bu aşkı Allah, tanrı kodu. Tanrıya dost diyor. İlişkinin içtenliğine, candanlığına bakar mısınız? Çağımızın aşırı depresif insanlarına neler söyler bu dizeler.
Giz mesafesini korumayanlar, aslında bir iktidar ilişkisi kuruyorlar. Benim gönlümle evrendeki o yüce güç arasındaki mesafeye yerleşen oradan hükümran olup hakikatin tekelini eline geçirenler aslında kilise gibi bir iktidar kurumuna dönüşüyor.

 

Aşk yolu beladır; aşkta kahır da vardır.

 

Aşkta kahır vardır. Dost bize güldüğü gibi bize acı da verebilir. Biz de kendimize acı verebiliriz. Aşk ateşimiz sevgilimizin hataları yanlışları ile sevgili olmasındandır. Dostlar sevgililer de acı verir. Bizim olgunlaşmamız acı çekmekle mümkündür. Ağaç rüzgârla, fırtına ile karşılaşmadıkça güçlü bir ağaç olamaz. Yunus’un söylediklerini romantize etmeden dostluğun acı yönünün de olduğunu bilmek gerek.

 

Aşk isteğimiz insan olmamızdan, eksik olmamızdan. Aşkta bir tamamlık görürüz. Bu insan olma paradoksudur. Mükemmellikleri özleriz. Kendimizi zaman zaman mükemmel sanabiliriz, değiliz. Bunun farkına varınca acı çekeriz. Çekmeliyiz. Acılar en iyi öğretmendir. Acılardan belalardan yakınmadan onlardan öğrenmek gerekir. Var olanlara giz tavrı ile bakarsanız başınıza gelenlerden katiyen şaşırmamanız gerekir.

 

Başımıza gelenlere bakarak nasıl bir şey olduğumuzu anlarız. Karakterimiz neyse ona göre başımıza şeyler gelir. Neden başıma bunlar geldi, demek ki sende bir şey var.

 

Eğitimin görevi aşkı duyurmak olmalı.

 

Güzel insan olmak mükemmel insan olmak anlamına gelmiyor. Yunus bize evrenin yaratılışı ile ilgili bir görüş veriyor. Yunus pinhan iken canına aşk ateşi konmuştur. Biz daha tohum halinde iken hepimizin içinde aşk ateşi vardır. Doğunca aldığımız eğitimle bu aşk ateşi söner. Can olmak bu pinhan dönemde canımıza konan bu aşk ateşini duymaktır. Eğitimin amacı da bu olmalıdır. Edebiyat, resim, film mi, matematik mi öğretmek istiyorsunuz önce onun aşkını duyurmalısınız. Öğretmenin görevi bu aşkı duyurmak zaman içinde söndürmeden onu canlı tutmaktır.

 

Uzaklarda arama sen benim içimdesin, varlığın temeli ve çatısı aşk…

 

Evvel yir ü gök yoğudu
Varıdı ışk bünyadı

 

Büyük patlamadan önce aşk vardı. Aşk bu büyük patlamaya yol açtı. Işk ezelden kadimdir, ışk getürdü ne varın. Ne varsa aşk getirdi. Aşk binası var, çatısı var. Aşk evreni çattı. Ne varsa aşktandır. Canımızdaki aşkı duymak giz tavrı gerektirir. Kendinizi katmadan soğuk bir tavırla duyamazsınız. Canımızın canında bu ulu gücü duymak mümkündür. “Yaban yolu gözetme yol evde taşra gitme.” der Yunus. Yol sende, can yolu can içinde. Can izini can duyar. Bunu dostlarla konuşarak etkileşim halinde duyarız. Kitap okuyarak değil.
Hakikat arayışının algoritması olmaz. Her birimiz biriciğiz. Deneyimler de öyle.

 

Akıl ve gönül; sultanın hazinesi…

 

Aşkın akılla nasıl bir ilgisi var. Şöyle diyor Yunus;
“iş bu vücut bir kal’adur
Akıl içinde sultanı”
Bu varlık bir kaledir. Akıl bu kalenin içinde sultandır.

 

“İş bu gönül bir hazinedir
Aşk tutmuş bekler anı.”

Aşksa gönüldeki hazineyi bekler. Gönüldeki hazineyi açmazsanız aşka ulaşamazsınız. Kaleyi kuşatır yorumlar aşk. Bilim ve sanat bunu yapar. Varlığın hazinesi gönüldür, gönül olmazsa sultan hazineyi yönetemez. Hazine olmazsa sultan kaleyi yönetemez. Hazine sultanı, yani gönül aklı besler durur. Fark yaratan bilim ve sanat insanları hep gönlüyle çalışmışlardır. Gönlü koruyan ise aşktır. Öyle anlaşılıyor ki çağımızda sultan hazineyi tüketmek üzeredir. Zira aşkın insanlar tarafından yaşanması gittikçe sığlaşmakta, darlaşmaktadır. Kimileri aşkın bir patoloji ya da hormonal bir durum olduğunu söyleyebiliyorlar.

 

“Aklım başıma gelmedi aşk şarabın tatmayınca” der oysaki Yunus. Eğer evrendeki aşkı duymazsanız yaratıcı aklı kullanamazsınız. Çocuklarımıza tabi ki yapay zekalar, bilimin gerekleri neyse öğreteceğiz ama biz gönlü olan bilim insanları oluşturmak istiyoruz. Bilimi en güvenilir bilme yolu olarak kabul etmekle birlikte bilim insanlarının da ne yaptıklarını bilmeleri gerektiğini uzmanlığın darlığından çıkıp aşkla, sanatla daha geniş bir ufka bakmaları gerektiğini düşünüyorum.

Diğer Yazıları

DURUN! YAPMAYIN!

Han da açıkça söylemiyor ama o da az bir durun diyor, “bu çağın insanı kendi kendinin işkencecisi, toplama kampını sırtında taşıyor derken.” Şiddetin topolojisi derinin altındaki bir uzama doğru ilerliyor. [...]

İPEKÇİ’NİN MAYASI; KAPANMAZ YAĞMURUN AÇTIĞI YARALAR ÇOCUKLARDA

“İnsan sevdiğine kendisini belki kullandırır ama sevdiğini asla kullanmaz." Maya'dan payıma düşen cümle... Maya 24 yaşında. 11 kez basıldı. Okundu, okunacak. Kırık kalpli çocuklar olduğu müddetçe, kalbi kırık çocuklar büyüdüğü [...]

TRANSHÜMANİZM: YERYÜZÜNDE CENNET MÜMKÜN MÜ?

Modernliğin müphemlikle başı hoş değil. Tropikal ormanlardan okyanuslara, kutuplardan, uzayın derinliklerine, canlı türlerinden insan beyninin kıvrımlarına bilinmeyen, açık seçik olmayan her şey modern insan için tekinsizdir. Tüm bu belirsizlik bilimin [...]

KAHRAMANIN YOLCULUĞU; BİR “OSMANCIK” OKUMASI

Tarık Buğra’nın aslında tarihi bir biyografi olan, milli edebiyatımızın nitelikli bir örneği olarak görülen Osmancık romanını evrensel bir gözle, insanın kendilik arayışına dair bir anlatı, kahramanın yolculuğu olarak da okumak [...]

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir