KÜLTÜREL ENFEKSİYONA GÖNÜL AŞISI

Son günlerde dünyanın ve haliyle ülkemizin yegâne gündemi Covid-19 enfeksiyonu ve ona yönelik üretilen aşılar. Salgın bir yaşını çoktan doldurdu. Salgınla yaşamayı öğrenmeye başladık bile.

Zülküf Perdeci
ABAD Blog için yazdı
12 Ekim 2021

Maske, temizlik ve mesafe hayatlarımızın ayrılmaz parçası haline geldi.Otobüste, metroda, çarşıda, pazarda sürekli tetikteyiz. Belli ki Covit tacından ve şöhretinden memnun, insan türüyle bir süre daha vakit geçirmeye niyetli. Covit’in en etkili terbiyesinin aşıdan geçtiği tartışılmaz. Kuzguna yavrusu hoş gelirmiş herkesin aşısı kendine güzel, en iyi ve en etkili. Dünyada herkes yeni ve farklı ülkelerde üretilen aşıları ve özelliklerini sıklıkla konuşup duruyor. Kiminin antikoru bol kiminin az. Aşı havanında daha çok su dövülür. Biz değişmez gündemimize gelelim. Kültür…

 

Bize iki asırdır her bela “batıdan” gelir. Bu kez doğudan geldi. İşin aslı küreselleştikçe aslında köşeli değil yuvarlak olduğu daha iyi anlaşılan dünyamızda yönlerin de pek ehemmiyeti kalmadı. Şeş cihet dürülüp bir ekrana sığıverdi. Dış yüzüne o sızar içinde ne var ise demiş büyükler. Biz de kültüre ve topluma bir organizma gibi bakıyoruz. Türk kültürü üzerine yorum yapan işin “uzmanları” yıllardır, toplumumuzda bir kültür erozyonu olduğunu ifade edip durmakta. Bakmayın milli kültür meselemizin ağızlarda bir asırdır sakız olduğuna çoğu zaman saman alevi gibi bir parlar söner. Bu olaya tıbbi bir bakış açısı ile kültür enfeksiyonu da denilebilir. Nasıl vücuda dışarıdan giren yabancı ve zararlı mikro organizmalar enfeksiyon yapıyorsa, bir toplumun bünyesine uyumlu olmayan, “yabancı ve zararlı” unsurlarda o toplumda kültür enfeksiyonu yapabilir. Bir kişide başlamış bir enfeksiyon mevcut ilaçlarla tedavi edilebilir ama toplumu bu enfeksiyondan korumanın en etkili yolu şüphesiz aşılamadır. Aşılama yapılarak insanlarda koruyucu hücrelerinden antikor denilen maddelerin üretilmesi sağlanarak bir savunma hattı oluşturulur. Toplumdaki insanların büyük çoğunluğu aşılanırsa bu enfeksiyonun insanı hastalandırmasına ve dolayısıyla topluma yayılmasına engel olunur.

Öyle ise kültürümüzdeki yıpranma ve erozyonu bir enfeksiyona benzetecek olursak, bununda koruyucu bir “Kültürel aşısı” var mıdır?

“Kültürel aşı” var ise bizim milletimize ve çocuklarımıza bu aşıdan yapıldı mı?

Son elli veya yüz yıl içinde hakiki Kültürel aşı ile aşılanan çocuklarımızın oranı nedir?

Her şeyin bir hakikati ve birde sahtesi olduğuna göre Hakikate ulaştıran kültürel aşı nasıl olur?

 

Anadolu kılıçla fethedildiği yıllarda Ahmet Yesevi’nin yüzlerce ve belki binlerce alperenleri Anadolu’yu aşılamaya gelmişti. Bu aşılama gönülden gönüle yapılıyordu. Bu tarzda irfan ocaklarında yetişen alperenler nazarla, nefesle, ab-ı hayat suyuyla aşılanarak yüksek antikor seviyelerine tekâmül ettikten sonra Anadolu’ya gönderilmiştir. Bunlarda farklı bölgelerde yerleşerek o bölgede bulunan insanları aynı tarzda aşılamaya devam etmişlerdir. Osmanlı coğrafyasında bu şekilde gönülde antikor üretip, gönülden gönüle aşılamaya katkı sağlayan kültür havzaları meydana gelmiştir. Bu kültür havzalarından Yunus Emre, Niyazi Mısri, Mevlana, Mahmut Hüdayi ve Osman Kemali’ler gibi binlercesi yetişmiştir. Bu büyük zatlar kültürümüzün aşı üretim merkezleri olmuşlardır. Bu zatların nutkettiği divanlarda yer alan ilahiler okundukça ve o nasihatlere göre yaşandıkça, toplumda ikinci doz aşı yapılmış gibi antikor miktarı yüksek seviyelerde tutulmuştur. Bu şekilde kültürel erozyon önlendiği gibi Anadolu irfani kültürü baskın kültür olarak bütün coğrafyaya sirayet etmiştir.

 

Her şey zıttıyla kaimdir düsturuyla tarihsel süreç içinde mutlaka beyazın yanında siyah, iyinin yanında kötüde peyda olmuştur. Sahte aşı üretip toplumu savunmasız bir hale getiren odaklar da meydana gelmiştir.

 

Seksenli yıllarda Kızamık aşısı için Kamu spotu olarak hazırlanan Zeki Alasya, Metin Akpınar parodisinde “kendi alanında bilgili” çiftçi bir amcanın “Himdi aşular ikiye ayrılır, Yarma aşu, kakma aşu… Çocuklar aşı olmaz zeytune yapılır zeytune” diye bir sözü vardı. Bu sözler toplumun diline pelesenk olmuştu. Köprünün altından çok sular aktı. Devletimizin yaptığı aşı kampanyaları çok güzel bir başarıya ulaştı. Görsel ve yazılı basın kaynakları kullanılarak toplum bilgilendirildi ve ülkemiz dünyada en yüksek aşılama oranlarını yakalamış oldu. Bunun sonucunda biyolojik aşıya karşı, bilimsel pencereden bakılırsa toplum yüksek oranda bilinçli hale gelmişti.

 

Kültürümüzün enfekte olmasını engellemek ve yabancı kültürlerin istilasından korumak için yeni bir kültürel aşılama programı yapılmasına ihtiyaç olabilir. Bunun için tarihi irfani kültürümüzün yeni güncel yorumlarını yapabilecek insanlarımızı ön plana çıkarmamız gerekir. Kültür aşısı bağlamında güncel bir kamu spotu yapılsa belki rol alacak olan kahramanımız o bilmiş tavrı ile “şimdi aşılar ikiye ayrılır: Grip aşısı, Covid-19 aşısı… Gönüle Kültür aşısı olmaz, omuza yapılır, omuza” diyecektir.

 

Seksenli yıllardaki “Haydi çocuklar aşıya” sloganını yeni sloganlarla değiştirmek lazım can cağızım.

Haydi çocuklar! Yunus Emre okumaya

Haydi gençler! Niyazi Mısri okumaya

Haydi yetişkinler! Osman Kemali okumaya … şeklinde değiştirmeliyiz.

 

# Çocuklarınızı enfeksiyon hastalıklarına karşı mutlaka aşılattırınız. “Kültür aşısı yaptırmasanız da olur !!!” #

# Covid-19 aşısı omuza, Kültür aşısı gönüle yapılır. #

# Yunus Emre okumak gönlünüzde kültür antikorunuzu yükseltebilir.#

# Anadolu irfani kültürü ile aşılanan çocuklar Türk diline sahip çıkar.#

 

Diğer Yazıları

İRFANİ KÜLTÜRÜMÜZDE UCUB VE KİBRE YAKLAŞIM

Herkes bir gün 15 dakikalığına meşhur olabilir, bunun tadını çıkarmalı. Zamanımızın mottosu “yapabilirsin”, ama her ne pahasına olursa olsun.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir